cross

Artık Yayınlara Mesajınızı Gönderebilirsiniz!

Devam etmek için ENTER'a basın.

“Bize Bir Şey Olmaz” Gerçek Aşk mı Bağımlılık mı?

Yirmili yaşlarındaki herkesin kafasında aynı soru var:  “Sağlıklı bir ilişki mümkün mü yoksa inişli çıkışlı bağımlılıklara mahkûm muyuz?” Son zamanların en çok konuşulan dizilerinden biri olan “Bize Bir Şey Olmaz”,  günümüzde toksik olarak nitelendirdiğimiz ilişkilere ayna tutarken izleyiciyi bu soruyu yeniden düşünmeye itiyor.  Dizinin merkezinde, birbirinden oldukça farklı olan Lal ve Aktan karakterlerini görüyoruz. Aktan; hayatı akışına bırakan, spontane bir ruh iken Lal ise hayatında idealleri olan, kontrolü elde tutmayı seven bir karakter. Bu ikilinin yolları, sanki kaderin etkisiyle,  hiç beklenmedik bir anda kesişiyor. Tanışmalarının zamanlaması ve aralarındaki inkâr edilemez çekimden dolayı hikâyenin peri masalına evrilmesi beklenirken kâbus gibi, yıpratıcı bir ilişkiye evriliyor. İzleyici, Aktan ve Lal‘in ilişkisinin her aşamasını idealize etmek yerine, psikolojik bir açıdan sorgulamaya davet ediliyor aslında.


Bence, “Bize Bir Şey Olmaz” dizisinin en çarpıcı yönlerinden biri toksik ilişki içerisinde kalmanın verdiği sıkışmışlık ve yıpranmışlık hissini çok gerçekçi bir bakış açısıyla yansıtması. Özellikle Lal’in arkadaşlarının ilişkiye dışarıdan bakışı ve yaptıkları yorumlar, böyle bir durumdaki birine yardım edememenin çaresizliğini etkileyici biçimde ortaya koyuyor. Aslında dizide anlatılan hikâye, pek çok kişiye tanıdık geliyor: Ya dışarıdan destek olmaya çalışan bir arkadaş olmuşuzdur ya da benzer bir ilişkiyi bizzat deneyimlemişizdir.Dizi boyunca ilişkinin iniş çıkışlarını, karakterlerin bu ilişkide üstlendikleri rolleri ve kendi travmalarını ilişkiye nasıl taşıdıklarını izliyoruz. Güven problemleri, kıskançlık ve duygusal manipülasyon gibi temalar da ön plana çıkıyor. Bu yönüyle dizi, klasik bir “aşk” hikâyesinden çok, tutkunun sevgiyle karıştırıldığı ve karşımızdaki insana bağımlı hâle gelmenin anlatısı gibi duruyor.

Bence bir ilişkide roller baştan belirlenmemeli; “kurtarıcı”, “kurtarılması gereken”, “sevilme ihtiyacı olan”, “sevip sevmeyi öğretecek olan”, “problemli” ya da “problemsiz” gibi kalıplar ilişkinin dengesini ve yapısını zedeliyor. Bu yüzden ilişkide dengeyi korumak en önemli unsur. Aşk aslında iki kişinin bağımsız hayatlarının birbirine değip ortak bir alan yaratması demektir. Eğer iki hayat bir olmaya karar verirse, işte o zaman bu aşk olmaktan çıkıp bir bağımlılığa dönüşebiliyor. Dizide beni en çok etkileyen sözlerden biri ise şu: “Beden unutmaz, beden fark eder.” Gerçekten de bedenimiz bize iyi gelen şeylere olumlu tepki verir; spor yaptığımızda, dengeli beslendiğimizde bunu hissederiz. Aynı şekilde, kendimizi yorduğumuzda ya da sağlıksız seçimler yaptığımızda da bedenimiz bize sinyaller gönderir. İlişkilerde de durum farklı değil. Kötü bir ilişkinin içindeyseniz ve o kişiyle vakit geçirmek size iyi gelmiyorsa, bedeniniz aslında en başından beri size uyarı verir. Sadece biz çoğu zaman bunu görmezden geliriz.

Dizinin ismi bile başlı başına ironik: “Bize bir şey olmaz.” İzledikten sonra insanın aklından “Bizden bir şey olmaz” demek geçiyor. Belki de diziden çıkarılması gereken en önemli mesaj şu: Eğer bir ilişki sana iyi gelmiyorsa, değişeceği ihtimaline tutunarak kendini kaybetmek yerine, zor olan kararı alıp o kişiyi bırakmayı seçmelisin. Çünkü bu, sana gerçekten iyi gelebilecek ihtimallerin önünü açar. Gerçek sevgi ve sağlıklı bir ilişki, bu kadar yoğun iniş çıkışlar barındırmak zorunda değildir; hatta zaman zaman sıkıcı bile olabilir. Önemli olan, yanında olmaktan huzur duyduğun, birlikte sessizce bile vakit geçirebildiğin birini seçmektir.

 

Daha fazlası için radyobilkent.com adresini takip etmeyi unutmayın!