Peki ya sesler ortadan kaybolursa?

Filmleri İzlemiyoruz, Dinliyoruz: "No Country For Old Men" ve Sessizliğin Gücü | Radyo Bilkent

Peki ya sesler ortadan kaybolursa?

cross

Artık Yayınlara Mesajınızı Gönderebilirsiniz!

Devam etmek için ENTER'a basın.

Filmleri İzlemiyoruz, Dinliyoruz: "No Country For Old Men" ve Sessizliğin Gücü

Bir film izlerken çoğu zaman fark etmeyiz ama duygularımızı yöneten şey görüntü değil sestir. Gerilim sahnesinde yülselen müzik, romantik bir anda giren melodi ya da aksiyon sırasında hızlanan ritim… Sinema, izleyicinin ne hissetmesi gerektiğini çoğunlukla ses aracılığı ile söyler. Müzik adeta bir rehberdir izleyici için. Sahnenin nasıl okunacağını, neler olacağını bize önceden fısıldar.

Peki ya sesler ortadan kaybolursa?

Coen kardeşler’in 2007 yapımı No Country for Old Men filmi tam olarak bunu deneyimletir izleyiciye. Film boyunca nerdeyse hiç geleneksel film müziği duymayız. Ne gerilim anlarında yükselen yaylılar ne de kovalamaca esnasında giren ritimler. Bunu yerine rüzgârın sesi, ayak sesleri, kapı gıcırtıları ve nefes alışlar vardır. Yönetmenlerin bu tercihi izleyici deneyimini baştan sona değiştirir. Çünkü müzik olmadığında, sahnenin duygusunu üretme görevi filmde olmaz doğrudan izleyciye geçer.İzleyici artık film tarafından yönlendirilen biri değil, boşluğu doldurmak zorunda kalan kişilerdir. Ve bu boşluk beklenenden daha da rahatsız edicidir.


Filmin en meşhur sahnelerinden biri olan benzin istasyonu sahnesinde bunu açıkca hissederiz. Anton Chigruh ile yaşlı adam arasındaki diyalog son derecede normaldir. Ancak sahne boyunca mutfak bir sessizlik hâkimdir. Bu sessizlik, diyalogdan daha fazla gerilim yaratır. Çünkü izleyici olarak tehlikenin nerede başlayacağını ya da başlayıp başlamayacağını kestiremeyiz. Ancak bu sessizlik yalnızca estetik bir tercih değildir. Filmin teması ile doğrudan bağlantılıdır. No Country for Old Men, kontrolsüz şiddet, raslantı ve kader üzerine bir hikaye anlatır. Filmin içinde kullanılan sesler sinemada düzen ve anlam hissi verir. Yönetmenler bu düzeni bilinçli şekilde ortadan kaldırır ki filmin anlattığı kaotik düzeni daha da anlayabilelim. Bu noktada şunu fark ederiz: Sinemada ses yalnızca duyduğumuz şey değil aynı zamanda duymadığımız şeylerdir de. Filmi bitirdiğimizde aklımızda spesifik bir müzik yoktur. Bunun yerine, rahatsız edici bir boşluk hissi verir ve belki de bu filmi bu kadar unutulmaz kılanda bize sinemada bazen en yüksek sesin, sessizlik olduğunu hatırlatmasıdır.

Daha fazlası için Radyo Bilkent’i sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutma.